Küreselleşmeye direnen tek yemek kültürü, kendi kahvaltımız kaldı

0

Çocukluğumun kahvaltısı tarhana çorbasıydı. Bazen börek, bazen de bal ve peynir bulunurdu ama asıl değildi.

İzmir’e yerleştiğimizde çay ve zeytini kattık kahvaltı çeşitlerine. Gevrek ve boyoz efsanesi de yanında…

Hepiniz için benzeri bir durum vardır. Urfa’da ciğer, Antep’te katmer, Bayburt’ta kete, Afyon’da haşkeş… Küresel kültürün girmediği tek öğün, kahvaltı sofrasıdır.

Kahvaltının gelenekselliği sadece bu topraklara mahsus değil. İngilizler, sabah kahvaltısında kuru fasulye yer. Japonlar’ın kahvaltıdaki tercihi suşi, Filipinliler ise balık çeşitlerini tercih eder.

Evet, her insan topluluğunun, her kültürün kahvaltısı globalleşmeyi direniyor.

Bir de kişisel tercihler var: Hillary Clinton, uzun bir First Lady dönemi yaşadı, ardından Dışişleri Bakanlığı gibi yoğun bir görev sürecinin ardından, başkanlık için iki yıllık bir kampanya sürecini yönetti. Farklı ortam, yoğun yaşam ve çeşitli kültürlerle birliktelik… Yine de vazgeçemediği bir kahvaltı alışkanlığı… Clinton’un kahvaltısı, taze jalapenos’larla pişmiş yumurta akı ve sebzeler… Eğer bunları bulamadığı bir ortamda ise acı sos ile alıştığı kahvaltının yokluğunu örtüyordu.

Bu kahvaltı tarzını garipsiyorsunuz değil mi? Bana göre garip bir mönü… Saplantı derecesinde böyle alışkanlıkları olan ünlü sayısı da az değil… Ama unutmayalım ki kahvaltı, yaratıcı bir ruh istemez. Alıştığı ve geleneklerinden gelenle yetinir.

Gezginlere, işadamlarına ve gazetecilere şu soruyu çok sordum: Yurtdışındaki kahvaltılardan memnun musunuz? Beş yıldızlı otellerin açık büfe kahvaltıları hariç, kahvaltı keyfi yaşayan çok az.

Dünyada 1 milyarı aşan turist, sürekli ayrı kültürleri tanımak, bilmedikleri deneyimleri yaşamak için geziyor. Buna rağmen, alışkanlıklarından uzak kalamıyor.

Seyahat ederken her yeni lezzeti tadabilecek kadar cesur olanlar bile, güne tanıdık bir şeyle başlamayı seçiyor. Bundan dolayı, Vietnam’daki oteller Amerikalı turistler için pastırma ve yumurta pişiriyor; Hawaii’de suşi ve miso çorbası, Japon ziyaretçiler için hazırlanıyor.

30 yıldır Amerika veya Avrupa’da yaşayan bir Çinli, sabahları congee araması manidardır. Congee, pirinçle yapılan bir püre şeklinde bir yemek. Soğan ve etli olanı da olan bu yemek, bizim hastalara tavsiye ettiğimiz tavuk suyu çorba veya nane limon çayı gibidir.

Avrupa’ya gitmeyenler bile biliyor. Öğle saatlerinde Türk usulü döneri her ülkede, her şehirde bulabilirsiniz. Şiş kebap veya dürümü bulmak da kolaydır. Simit Sarayı da başta Londra olmak üzere onlarca şubesini dünyanın her yerinde açmış bulunuyor. Ancak bunlar öğle ve akşam ile ara öğün atıştırmalıklarıdır.

Ne yazık ki Akdeniz tarzı kahvaltımızı, poğaçalarımızı, kuymakımızı, katmerimizi ihraç edemedik. Kahvaltıdaki direnç, her ulusun surlarını bir türlü aşamadı.

Bu sadece Türk mutfağı ile sınırlı değil.

İnsanların günün diğer öğünlerinde tercih ettikleri yabancı yemeklerden daha çarpıcı olan kendi kahvaltılarında gösterdiği muhafazakarlıktır. İngiltere ve Amerika gibi ülkeler, zengin göçmen gruplarınca ithal edilen mutfağı benimsemiş durumdadır. Londralılar öğle yemeğinde Japon suşisi, akşam yemeği için Hintli (ya da muhtemelen Bangladeşli) körileri veya Türk kebaplarını yerler. New Yorklular yabani Laos etli salatası,  Etiyopyalı injera’ya kadar her şeyi yiyor. İnjera, beş günde hazırlanan, özel bir tahıldan yapılan ve şişmanlatmayan ekmeğe deniliyor.

Öğle ve akşam yemeklerinde görülen yabancılaşma, ev dışı tüketimle de sınırlı değil. Geçenlerde yayınlanan bir araştırmada, Türkiye’de eve teslim siparişlerde pizzanın açık ara önde olduğunu gördük. Evde pişirmede de durum, küreselleşmenin artmaya devam ettiğini gösteriyor. Pizza, Kek ve Makarna  ile başlayan süreç yeni tat ve lezzetlerle her eve giriyor. Çia tohumu, kinoa, avakado son birkaç yılın trendi.

Her ülkenin kahvaltı kültüründe kırmızı çizgiler var. Buyurun bir kaç örnek: Vietnam’da pho; miso çorbası ve Japonya’da ızgara balık; Amerika’da waffle veya mısır gevreği; Filipinler’de kurutulmuş tuzlu balık…  Son dönemde French Toast her ülkede görülse de, Fransızlar kendi kahvaltılarını “küçük öğle yemeği” olarak tanımlamaya devam ediyorlar. Yine de çoğu yerde sabah kahvaltısının kruvasan olduğunu şahit olursunuz. Sofistike bir mutfağı var ama kahvaltısı o kadar sıkıcı…

Kahvaltıdaki bu tutuculuğun sosyolojik temellerine ve şehir yaşamının yoğun akışının etkisine girmek istemiyorum. Sonuçta pratik ve işlevsel bir özelliği olan bir yaşam tarzımızdır.

Tüm kültürlerde kahvaltı var. Bu kadar katı kahvaltı kültürünü, üç global ürün delmeye başarabilmiş görünüyor: Çay, Kahve ve Mısır Gevreği…

Çayın ve kahvenin yayılma sürecini az çok biliyorsunuzdur. Çay doğudan, kahve güneyden yayılan bir içecekti. Çay ve kahve kahvaltı geleceğini bozmadı sadece servisi zenginleştirdi. Batıdan gelen ise mısır gevreği oldu.

Mısır gevreğinin bulunuşu 200 yıl oldu. Kahvaltıya girişi de 1863 yılında olduğu tahmin ediliyor. Ancak, bunu endüstriyel bir ürüne çeviren John Harvey Kellogg oldu. Kellogg, sağlık aletlerine, sağlıklı beslenmeye takmış biriydi. Onunla anılan garip sağlık aletleri vardır. Daha tıp öğrencisi iken, sabahları mısır gevreğini hazırlanın zorluğunu gördü. “Markette niçin pişmiş ve yemeye hazır tahıl satılmasın” diye sordu.

Bugün, Kellogg aynı vizyonla müsli, mısır gevreği ve diğer karışımları satmaya devam ediyor. Hem de bütün dünyaya…

Geçen yıl, Peru Mutfağı ile ilgili bir tanıtımda, Perulu yetkiliye sordum. Ana vatanı Peru olmayan Zerdeçal, Zencefil, Hindistan Cevizli bir mönü ile karşılaştım. Niye Peru Kahvaltısı, niye Peru Mutfağı? Aslında geleneksel ürünlere sahip Peru’ya mahsus bir mutfak yokmuş. Böyle bir tanıtıma girmelerinin ardındaki sebep ise, her yıl ülkelerine gelen 4 milyon turiste bir farkındalık sunmalarıymış. Yükselen Güney Amerikalı Aztek, Maya ve İnka kültürleriyle uyumlu bir atak.

Buradan çıkarılması gereken önemli dersler var. İster Van Kahvaltısı, isterse Akdeniz Kahvaltısı, gerekse her yöremizin böreği, poaçası olsun sahip olduğumuz güçlü ve zengin mutfağımıza sahip çıkalım. Dahası kahvaltı sofralarımızı özgün halleriyle dünyanın pek çok yerine taşıyalım ve pratik hale getirelim.

Dahası kahvaltılarımızı, dünya mutfağının en tercih edilen öğle ve akşam yemekleri kadar keyifli hale getirelim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi yazın