Aspartam kararı sonrası nasıl bir iletişim stratejisi izlenecek?

0
209

Dünya Sağlık Örgütü’nün aspartam ile ilgili kararı, pek çok kişinin kafa karışıklığını artırdı.
“Muhtemel kanserojen” ifadesi, muhtemel kafa karışıklığı demektir… DSÖ’nün ortalığı
karıştıran kararları yeni değil; Covid-19 pandemisi sürecinde de bunu gördük. Aldığı kararlar hala tartışılıyor… Bu ortamda yani aspartam kararı sonrasında tüketiciler nasıl davranmalı, gıda ve içecek şirketleri nasıl bir iletişim stratejisi izlemelidir?

Öncelikle ortada üç karar var:

1. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), daha önceden aspartam için “muhtemel
kanserojen” açıklaması …
2. Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi
(JECFA)’nın günlük doz kullanımı için kilo başına 40 miligram tavsiyesi…
3. Dünya Sağlık Örgütü her iki karar için herhangi bir red ve olumlama getirmeden daha
fazla kanıt araması tavsiye ile aspartamın kullanılabileceği kararı…

Pek çok kesim, 14 Temmuz’da yasaklama kararı çıkacağını bekliyordu.

Konuyu özetleyecek olursak; aspartam, dünyanın en yaygın yapay tatlandırıcısı olup “kalorisiz” ve “light” denilen diyet kola, gazoz, kahve, sakız, çikolata ve pek çok şekerlemede tatlandırıcı olarak kullanılıyor. DSÖ, aspartamı insanlar için muhtemel kanserojen olarak sınıflandırarak, günlük alım miktarı aşılmadığı sürece kullanımının güvenli olduğunu açıkladı. Günlük alım miktarı ise kilo başına 40 miligram olarak belirlendi. Bu, 70 kg ağırlığındaki bir yetişkinin günde 9-16 kutu diyet alkolsüz içecek içmesi gerektiği anlamına gelir.

“Muhtemel kanserojen” kararı

Sonuçta “Muhtemel kanserojen “ tanımı en baskın görünen durumdur. Ve tüketiciler
nezdinde etkili olacaktır. Umarım, medya duyarlı bir yayıncılık yapar ve gıda şirketleri de
şeffaf bir iletişim stratejisi izler de şeker algısı konusunda doğru bir bilgi edinilmiş olur. Uzun vadede hem tüketici hem de gıda şirketlerinin lehine bir durum oluşur.

Her halükarda bu karar, gıda endüstrisinin ve tüketicilerin tavır ve durum değişikliğinde tetikleyici olacak. Aspartam hatta yapay tatlandırıcı kullanan gıda ve içecek üreticileri, tüketicilerin itimadını kazanmak ve güvenli ürün sunduklarına dair bir çalışma ve tutum yürüteceklerdir. Tüketiciler, uzun dönemli süreçte aspartam, yapay tatlandırıcılar veya diğer şekerlere karşı bir tavır ortaya koyacaklardır. Geçmiş 20 yılda yaşandığı gibi nişasta bazlı şekerlere verilen tepkilerin daha yoğun şekilde benzeri yaşanacağını düşünüyorum.

Haliyle bu karar öncesinde en çok adı geçen marka Coca Cola oldu. Coca-Cola, küresel
olarak en iyi üretim ve dağıtım sistemlerinden birine sahip olmasının yanı sıra geçmişte
şeker vergileri ve bununla ilişkili yeniden formülasyonlar gibi birçok engeli başarıyla yönetti.
Her türlü kriz konusunda deneyimli bir marka…

Orta ve uzun vadede bilançolarına olumsuz yansıyan bir durum oluşacağını da sanmıyorum.
Çünkü portföylerinde her türlü tüketici grubuna sunabileceği farklı kategorilerde onlarca
ürünleri bulunuyor.

Rakibi PepsiCo, çok önce aspartamdan sukraloz ve asesülfam potasyum karışımına geçtiği
için rakibine karşı bir avantajının geniş tüketici kitlesince fark edilip, fırsata döneceğini de
beklemiyorum.

Aslında Coca Cola, 2015 yılında ABD’de bazı gazlı içeceklerde katkı maddesini değiştirmişti,
ancak bir yıl sonra bu ürünlerde önceki formülasyonu döndü. O tarihlerde de aspartam ile
ilgili benzeri spekülasyonlar yapılmasına rağmen…

Aspartam, 1965 yılında keşfedilen bir yapay tatlandırıcıdır. Şekerden 200 kat daha tatlı olan
aspartam diyet kola, diyet gazoz, şekersiz sakız ve pek çok şekerleme ürününde
kullanılmaktadır. Aspartam, kalorisiz (kale alınmayacak kadar az kalorili) ve diş çürümesi
yapmaz. Ayrıca, kan şekerini yükseltmez ve insülin salınımını etkilemez.

Diğer yapay tatlandırıcılar

Aspartam dışında, gıda ve içeceklerde kullanılan başka yapay tatlandırıcılar da vardır:
* Sakarin: Şekerden 300 kat daha tatlı olan ve kalori içermeyen bir tatlandırıcıdır. 1879
yılında bulunmuştur.
* Sukraloz: Şekerden 600 kat daha tatlı olan ve kalori içermeyen bir tatlandırıcıdır. 1976
yılında bulunmuştur.
* Asesülfam-K: Şekerden 200 kat daha tatlı olan ve kalori içermeyen bir tatlandırıcıdır. 1967
yılında bulunmuştur. Potasyum tuzu olarak da bilinir. Isıya dayanıklı olduğu için pişirme ve
fırınlama işlemlerinde kullanılabilir.
* Neotame: Şekerden 7000 ila 13000 kat daha tatlı olan ve kalori içermeyen bir
tatlandırıcıdır. 1998 yılında bulunmuştur. Aspartamın geliştirilmiş bir versiyonudur.
Fenilketonürisi olan kişiler için güvenlidir.
* Advantan: Şekerden 20.000 kat daha tatlı olan ve kalori içermeyen bir tatlandırıcıdır. 2002 yılında bulunmuştur. Aspartamın türevidir, ancak fenilalanin içermez.

Bazı firmalar, “aspartam değil şu tatlandırıcıları kullanıyoruz” gibi bir yaklaşım içinde olabilir.
Unutmayın ki alternatif yapay tatlandırıcıların her biri ile ilgili farklı olumsuz iddialar vardır
ama aspartam gibi etkisi şimdilik ispatlanamamıştır.

Doğal tatlandırıcılar

Yapay tatlandırıcıların yanı sıra bir diğer seçenek olarak, doğal veya düşük kalorili
tatlandırıcılar da aspartamın alternatifi olarak kullanılabilir:

* Stevia: Güney Amerika’da yetişen bir bitkinin yapraklarından elde edilen doğal bir
tatlandırıcıdır. Şekerden 200 ila 400 kat daha tatlıdır ve kalori içermez. Eski popülerliğini
koruyamadı. Mesela ben tadını beğenmemiştim.

* Eritritol: Meyve, sebze ve mantarlarda doğal olarak bulunan bir şeker alkolidir. Şekerden
yüzde 60 ila 80 daha tatlıdır ve çok düşük kalorilidir (1 gramda 0,24 kalori).

* Monk fruit (Keşiş meyvesi): Çin’de yetişen bir bitkinin meyvesinden elde edilen doğal bir
tatlandırıcıdır. Şekerden 100 ila 250 kat daha tatlıdır ve kalori içermez.

Ancak, aspartam hakkında başka endişeler de vardır. Aspartam, bazı insanlarda nadiren baş
ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi yan etkilerinden söz ediliyor. Ayrıca, aspartam,
fenilketonüri adı verilen bir genetik hastalıkta bulunan kişiler için tehlikeli risk de taşıyor.
Fenilketonüri hastaları, aspartam tükettiklerinde fenilalanin adı verilen bir aminoaside maruz kalırlar. Fenilalanin, fenilketonüri hastalarında zararlı etkilere neden olabilir.

Ülkelerin gıda otoriteleri ne diyecek?

Dünya Sağlık Örgütü’nün son kararı sonrasında, ülkelerin gıda otoriteleri aspartam ve yapay tatlandırıcılar için gıda kodekslerinde değişiklik yapmalı ve etiket beyanlarının yeniden tanımlanmasını istemelidir. Aspartam içeren gıda ve içecek üreticileri de, yasal düzenleme yapılmasını beklemeden tüketicilerin güvenini kazanmak için şeffaf bir iletişim yürütmeli ve endişeleri gidermelidir.

Tüketiciler ise, sadece aspartam ile ilgili değil şekerlerin her türü ile ilgili hakkında daha fazla bilgi edinmek için güvenilir kaynaklara başvurmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü, Gıda ve Tarım Örgütü ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi gibi kuruluşlar da, aspartam, tatlandırıcılar
hakkında güvenilir bilgiler sunmaya başlamalıdır.

Türkiye’de diyet ürünlerde durum

Türkiye’de yapay tatlandırıcı kullanan gıda ve içecek şirketleri şimdiye kadar “light”, “zero”, “0 kalori”, “kalorisiz”, “şekersiz” gibi ifadeler kullanıyorlardı. Bundan böyle etiketlerde
kullanacakları ifadeler tahmini olarak nasıl olacak sorusuna ise kesin bir cevap vermek zor:
* Yapay tatlandırıcı kullanan gıda ve içecek şirketleri, Türk Gıda Kodeksi Alkolsüz İçecekler
Tebliğine göre ürünlerinin etiketlerinde ürünün adının yanında yapay tatlandırıcı içerir
ibaresini yazmak zorundadırlar. Ayrıca ürünlerinin içindekiler bölümünde de hangi yapay
tatlandırıcıyı kullandıklarını belirtmek zorundadırlar.
* Yapay tatlandırıcı kullanan gıda ve içecek şirketleri, ürünlerinin etiketlerinde light, Zero, 0
kalori, Kalorisiz, Şekersiz gibi ifadeler kullanmaya devam edebilirler. Ancak bu ifadeleri
kullanabilmek için ürünlerinin Türk Gıda Kodeksi Beslenme ve Sağlık Beyanları
Yönetmeliğinde belirtilen koşulları sağlamaları gerekmektedir. Örneğin, light ifadesini
kullanabilmek için ürünün enerji veya yağ veya doymuş yağ veya şeker miktarının benzeri bir ürüne göre en az yüzde 30 oranında azaltılmış olması gerekmektedir.
* Yapay tatlandırıcı kullanan gıda ve içecek şirketleri, ürünlerinin etiketlerinde yapay
tatlandırıcıların sağlık üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerine dair herhangi bir iddia veya beyanda bulunamazlar. Bu tür iddia veya beyanlar, Türk Gıda Kodeksi Beslenme ve Sağlık Beyanları Yönetmeliğine göre yasaktır.

Gıda ve içecek markalarının iletişim stratejileri nasıl olmalı?

Aspartam ve yapay tatlandırıcı kullanan gazlı içecek, şekerleme, sakız, gıda takviyesi
üreticileri nasıl bir iletişim stratejisi uygulamaya başlayacak sorusuna ise kesin bir cevap
vermek zor. Ancak bazı olası senaryolar şöyle olabilir:
* Üreticiler, aspartam içeren ürünlerini raflardan kaldırmak yerine, tüketicilere ölçülü
kullanmalarını tavsiye edebilirler. Ayrıca ürünlerin etiketlerinde aspartam içeriğini ve günlük
alım miktarını belirtebilirler.
* Üreticiler, aspartam yerine başka yapay tatlandırıcılar veya doğal tatlandırıcılar kullanmaya
başlayabilirler. Bu durumda yeni ürünlerin lezzetini, kalitesini ve güvenliğini test etmek ve
tüketicilere sunmak için zaman ve kaynak gerekebilir.
* Üreticiler, aspartamın kanserojen olduğuna dair kanıtların sınırlı olduğunu ve DSÖ’nün
günlük alım miktarını değiştirmediğini vurgulayarak, aspartamın güvenli bir katkı maddesi
olduğunu savunabilirler. Bu durumda tüketicilerin güvenini kazanmak için bilimsel
araştırmalara ve uzman görüşlerine dayanabilirler.

Bu senaryoların hangisinin daha olası veya daha etkili olduğunu söylemek için daha fazla
araştırma yapmak gerekir. Ancak tüketicilerin sağlığına önem veren ve şeffaf bir iletişim
yürüten üreticilerin daha başarılı olacağını düşünebiliriz.

Coca Cola Zero ile ilgili bir gözlemim var. Eskiden “Zero” kelimesi, kutuların üstüne logoya
yakın büyüklükte yer alıyordu. Son dönemde hem yazı küçüldü hem de Zero Sugar olarak
yer almaya başladı. Aspartam konusundaki gelişmeleri tahmin ederek mi küçülttüler, yoksa
Zero kelimesi, Coca Cola’nın önüne geçecek kadar güçlendi mi?

Ambalaj ve etiketler değişebilir

Benzeri diyet ve light ürün ambalajlarının yenilenmesi önümüzdeki günlerde hızlanabilir.
Yapay tatlandırıcı kullanmayan diğer şekerli mamül üreticilerinden bazıları da, bunu fırsata
çevirip rol kapmaya çalışabilir:
* Üreticiler, aspartamın muhtemel kanserojen olduğu haberini kendi lehlerine kullanarak,
doğal şeker, geleneksel şeker veya nişasta bazlı şeker içeren ürünlerinin daha sağlıklı ve
güvenli olduğunu iddia edebilirler. “Ürünlerimizde aspartam yoktur” gibi ambalaj ve
dükkanlarda duyurular beklenebilir.
* Üreticiler, aspartamın muhtemel kanserojen olduğu haberini görmezden gelerek, kendi
ürünlerinin lezzetini, kalitesini ve faydalarını ön plana çıkarmaya devam edebilirler. Bence
böylesi daha şık olur. Bu durumda tüketicilerin sadakatini korumak için ürün geliştirme ve
müşteri memnuniyeti çalışmaları yapabilirler.
* Üreticiler, aspartamın muhtemel kanserojen olduğu haberine karşı tarafsız bir tutum
sergileyerek, kendi ürünlerinin yapay tatlandırıcı içermediğini ancak tüketicilerin kendi
tercihlerine saygı duyduklarını belirtebilirler.

Bilinçli ve sağlıklı seçimler

Bu senaryoların hangisinin daha olası veya daha etkili olduğunu söylemek için daha fazla
araştırma yapmak gerekiyor. Ancak tüketicilerin bilinçli ve sağlıklı seçimler yapmalarına
yardımcı olan üreticilerin daha başarılı olacağını düşünebiliriz.
Nişasta bazlı şeker (NBŞ) daha yaygın ve doğru tanımıyla “Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu”
hakkında da bir dönem zararlı olduğuna dair iddialar yükselmişti. NBŞ üreticileri ve NBŞ
kullanan şekerli mamul üreticileri, bu sürecin iletişiminde attıkları adımın benzeri de yapay
tatlandırıcılar için geçerli bir iletişim yolu olabilir:
* Üreticiler, nişasta bazlı şekerin normal şekerden farklı olmadığını ve günlük alım miktarına
dikkat edildiği sürece sağlığa zararlı olmadığını iddia ederek, NBŞ’nin güvenli bir katkı
maddesi olduğunu savundular. Bu durumda tüketicilerin güvenini kazanmak için bilimsel
araştırmalara ve uzman görüşlerine dayandılar.
* Üreticiler, nişasta bazlı şekerin zararlarına karşı sessiz kalarak, kendi ürünlerinin lezzetini,
kalitesini ve faydalarını ön plana çıkarmaya devam ettiler. Ürünler NBŞ ile daha parlak, daha berrak veya daha az maliyetli gibi tanımlamalar da oldu. Bu durumda tüketicilerin sadakatini korumak için ürün geliştirme ve müşteri memnuniyeti çalışmaları yaptılar.
* Üreticiler, nişasta bazlı şekerin zararlarına karşı tarafsız bir tutum sergileyerek, kendi
ürünlerinin nişasta bazlı şeker içerdiğini ancak tüketicilerin kendi tercihlerine saygı
duyduklarını belirttiler. Böylece tüketicilerin bilinçli ve sağlıklı seçimler yapmalarına yardımcı
oldular.

İletişim stratejisinin temeli; gıda ve içecek şirketlerinin aspartam konusundaki endişeleri
gidermek için tüketicilerle açık ve şeffaf bir şekilde iletişim kurmalıdır. Bu, tüketicilerin
güvenini kazanmanın ve markalarını korumanın en iyi yoludur. Her şartta DSÖ’nün kararının, tüketicilerin etiket okuma ve anlama bilincine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here